Defne hanımı görmek için atlatmadığımız badire kalmadı. Yazıyorum çünkü ileride okurlarsa onlar içinde hatıra olur. Anlatmadan önce sizi ufaklıkla tanıştırayım. ve Defne...
Cuma akşamı işten erken çıktım uçağa yetişmek için ama "eeee burası İstanbul herşey olabilir" sözünü bizzat yaşadık. 17:30'da Cihangir'den cıktık ve uçak 20:30'daydı ve biz o saate daha köprüye bile varamamıştık. 3 tane zincirleme kaza olmuş İstanbul birbirine girmiş. Sonuç uçak kaçtı ve biz eve saat 23:00 sularında vardık.
Neyse sabah 7:30'da bir uçak var ona bilet aldık ve saatlerimiz 4:30'a kurup uyuduk. Alarm çalmadı ve biz Havaşı kaçırdık taksi ile gittik ve bu uçağı yakaladık :) Sonunda Adana'ya vardık ve şu karşınızda duran dünya tatlısı mis gibi süt kokan ufaklığı kucağımıza aldık. Kardeşimle birbirimize bakıp gözlerimiz oldu. Ya inanılmaz ama bu küçük hanım onundu.
Daha sonra cumartesi ve pazar uçağa dönene kadar herşey süperdi. Defne hanım henüz
20 günlük olduğu için hiç dışarı çıkmamıştı. Teyzesi ve eniştesi gelince, Adana'lı bir aile olarak kendisini kebapçıya götürdük :)
Çok usluydu maşallah mamasını yedi ve sonra bütün yemek boyunca uyudu. Hiç sesi çıkmadı.
O akşam biz kardeşimde kaldık. Alper'le sürekli Defne'nin odasındayız uyansada sevsek biraz kucağımıza alsak falan diye fırsat kolluyoruz. Benim kucağımda çok minik gibi durmuyor ama Alper'de daha belli ne kadar ufak olduğu. Bu resimler en az 5 kilo fazla yani :)
Sonuçta gidişimiz gibi dönüşümüzde olaylı oldu ama şu ufaklığı görmeye herşey değdi. Şimdiden çok özledim ya bayramda gelecekler ama daha çok var. Defne kuzusu iyiki doğdun ve aramıza hoşgeldin :)